Terörist sivrisinek Nikita!

2011/05/24

| 6 yorum

Arada gülme tutuyor, sonra sinirlenip birden saldırgan hareketler yapıyorum! Duvarlara vuruyorum, saç spreyiyle perdelere hamle yapıyorum! Biraz Don Kişot’un yeldeğirmenlerine saldırması ruh hali içindeyim. Arada kendi kendime konuştuğumu duyuyorum: “Hahhaaa hayatını karartacağım senin! Hata, bana bulaşmak büyük hata! Ya çık şuradan yaaa!” O ise beni odanın bir köşesinden seyrediyor, eminim! Varlığını hissediyorum ama her yerde veya hiçbir yerde olabilir! O sinsilik, o ataklık, o zekayla başa çıkamayacağımı biliyorum ama denemekten başka çare yok! Odada sivrisinek var! Allah’ın belası, nereden, nasıl girmiş, Nişantaşı’nın ortasında, bu sıcakta nereden su birikintisi bulup üremiş belli değil! Ve sanki birisi mahsus yetiştirip benim odama salmış gibi!


AMACIMIZ UYUTMAMAK! 

Zannederim küçüklüğünden itibaren yetiştirmişler bunu: “Bak Nikita, bu sarışın kadının resmini görüyor musun? Hah, işte senin hedefin o. Bu akademide onun 28 Temmuz 2005 gecesini mahvetmek için yetiştirileceksin. Zira ertesi gün kitabını teslim edeceği, önemli toplantılar yapacağı ve bavul hazırlayıp, uçağa yetişeceği gün! Amacımız onu uyutmamak!” Bilmiyorum kim bunlar! “Bataklık kurutanlara karşı gerilla sivrisinekler” mi? “Yeni çıkacak kitapları yok etme” örgütü mü? Ama iyi eğitildikleri kesin! Sivrisinekler çok üstün yaratıklardır aslında. Sivrisinek alemi, kadınların kral olduğu bir alemdir! Erkekler 10-20 gün arası yaşarken, dişi sivriler 100 güne kadar kazık kakabilirler! Daha da önemlisi sadece dişi sivrisinekler ısırır! Benimkine Nikita adını vermem hem kadın, hem bir nevi casus olmasından!

GEL ISIR KARDEŞİM 

Anladığım kadarıyla Nikita, saatlerdir odada pusu kurmuş durumda. Ben kitap okurken, televizyona bakarken yanıma uğramadı bile. Sessizce bekledi. Ne zamanki yatağa girdim, ne zaman ki hafiften uyku haline geçmeye başladım, ‘İiiııııııınnnnnn’! Gel, ısır, istediğin kadar kan em kardeşim! Hatta çoluğuna çocuğuna yetecek, komşularına, mahalledeki fakir fukaraya sevabına dağıtacak kadar! Ama sessiz yap şunu! Ama Nikita’ya eğitimde ‘ne olursa olsun acımamayı’ öğretmişler! Evde sprey sinek öldürücü olmadığını biliyorum. Benim tercihim sivrisinek kaçırıcı tabletlerdir. Kalkıp tablet aramaya başladım. Banyo, mutfak, ilaç dolabı, çamaşırlık, yok yok yok! Bir adet tablet için 500 dolara kadar verebilirim çünkü Nikita saldırganlaşmaya başlıyor. Savaş uçağı gibi tepemde!

ÇİRKİN SESİNİ DUYURDU 

Derken en beklenmedik yerde, başucumdaki çekmecede bir adet buldum! Bir süre sımsıkı elimde tutup, sırıttım. Nikita için bir atom bombasıydı bu! Bu defa da tableti koyacak fişli alet arayışım başladı. Ama ne yazık ki geçen yazdan beri kullanılmayan sivrisinek kovucu, belki de uzun zaman ihmal edildiği için daha sivrisinekli bir bölgeye kaçmıştı herhalde, ortada yoktu! Çaktırmadan yattım. Etraf sakindi. On dakika sonra, tam ufaktan rüyalar alemine geçmeye başladım ki, Nikita çirkin yüzünü gösterdi! Daha doğrusu çirkin sesini duyurdu! Sivrisineklerin bir başka özelliği: Uykuya dalma anınızı adeta hissederler ve o anda harekete geçerler! Biz gelişmiş beyinlerimiz ve yüzyılların medeniyetiyle bir insanın uyuyup uyumadığını bile dürtmeden anlayamayız, onlar uyku evrelerini bile birbirinden ayırabilirler!

ATLAYIP DURUYORDUM 

Araştırmalar, sivrisineklerin, ısıracakları kurbanı nasıl buldukları konusunda çok az şey ortaya çıkarabilmiş. Karbondioksite, ısıya ve ışığa doğru çekildikleri öğrenilmiş sadece. Bir de laktik asit, yani, egzersizden sonra vücutta ortaya çıkan, sizi yorgun hissettiren maddeyi de seviyorlarmış! Kurbanını yorgunken yakalıyor diyebiliriz yani! Sivrisinek kaçırıcı tableti elimde ısıtıp, yatağın başucuna koymayı denedim, olmadı. Fönle ısıtıp odanın içini tütsüledim, işe yaramadı! Sabah saat dörtte gerçek bir deli gibi elimde bir dergi, yataktan koltuğa, oradan yere atlayıp duruyordum! Ne yazık ki Nikita dergiyle öldürülmek için fazla çevikti! Yorgundum. Laktik asit salgılayıp duruyordum, bu da Nikita’nın iştahını iyice kabartıyordu zannederim! Artık ölmek üzere olan bir hayvanın etrafında uçan akbabalar gibi davranıyor, taciz uçuşları yapıyor, kulağımın hemen yanından kahkahalar atarak geçiyordu!

VE NİHAYET SÜZÜLEREK… 

Saat beşe gelirken, gözlerim kan çanağı olsa da, az ilerideki saç spreyini gördüm! Komandoların doğada buldukları birçok şeyden silah yapabilmeleri gibi, ben de her şişeye, her kutuya böyle bakmaya başlamıştım! Hayvanlar Alemi’ne bunu yapmak istemezdim. Kimyasal silahlar her zaman en son çaredir! Saç spreyinin sivrisineklere, özellikle Nikita gibi eğitimli olanlara etki yaptığını kanıtlayan bir araştırma olmamış! Ama kendi araştırmalarıma göre yeterince güçlü bir sprey kanatlarını vücuduna yapıştırarak kurbanın uçmasını engelliyordu! Derin bir nefes alıp perdelere doğru Don Kişot dalışımı yaptım. Nikita’yla göz göze geldiğimiz an, en az onun kadar çevik, daha ayaklarım havadayken silahımı ateşledim! Sanki fonda ‘Ateş Arabaları’ filminin müziği çalıyordu! Nikita önce ağır çekim, kısa bir süre, paytak paytak uçtu. Sebastian marka, aynı zamanda parlak simli ve ‘ekstra güçlü’ saç spreyi kimyasal etkisini göstermeye başladıkça, kanatları kullanılmaz hale geldiği için süzülerek yere düştü…

NİKİTA HEP SEN KAZANAMAZSIN 

Bir sivrisineğe göre oldukça büyük cüssesiyle, muhtemelen şaşkın, ancak yanar döner simli vücuduyla yerde yatmaya başladı… “Yaa Nikita” dedim, “Demek bunu eğitimde göstermediler”! Sonra yorgun, bol laktik asitli ama vakur bir ifadeyle silahımı aynanın önüne koydum ve yatağıma döndüm. Böyle sahnelerde her zaman olduğu gibi, son bir defa arkamı dönerken gülümsedim: “Her zaman sen kazanamazsın Nikita!” Yine de bana ait bir şeyler ölmüştü sanki. Belki güçlü, dişime göre, mert bir düşman olduğu için Nikita’yı kaybetmek, duygularımı sarsmıştı. Onu özleyecek miydim? Sabah beşi geçiyordu, benim uyumam en iyi ihtimalle beşbuçuğu bulacaktı. Dolayısıyla belki de ölen şey, ertesi günümdü! Bilmiyorum… 
(G.B.)

14 Şubat ....

2011/01/30

| 10 yorum
Eeee 14 Şubat da geliyor ha? 
Kırmızı kalpler, pahalı güller, restoranlarda el ele çiftler günü! 
Kazık kadar kadınlara oyuncak ayılar, çikolatalar alınacak, afrodizyak yemek tarifleri verilecek, aşk konusunda yazılar yazılacak, çiftlerle röportaj yapılacak, yılın en büyük aşkları seçilecek falan filan.
Aşk güzeldir. 
Ama bilim, acımasızdır, serttir, gözünün yaşına bakmaz, oyuncak ayıya kanmaz! 
Uzmanlar (belki de 14 Şubat'ın kalpli hediyeliklerinden ve kırmızı güllerinden fenalık geçiren uzmanlar!) aşkın beyinsel kimyasını araştırmışlar! 
"Sırılsıklam aşık" denekler, MR yani manyetik rezonans makinesine sokulmuş ve onlara iki fotoğraf gösterilmiş.
Biri aşık oldukları kişinin, diğeri tanımadıkları birinin fotoğrafı. 
Bütün deneklerin beyinlerinde aşık oldukları kişinin fotoğrafını görünce "dopamin" salgısı artmış! 
Dopaminin doğru dozu büyük bir enerji, neşe, dikkat yoğunlaşması ve ödül kazanma motivasyonu yaratırmış! Yani "Aşığım, uçuyorum, okyanusu geçerim, kıtaları aşarım" deliliğini yaratan, karşı tarafın uzun kirpikli mavi gözleri değil, dopamin! 
Bir başka sonuç: Karasevda tabir ettiğimiz, dağları mağları deldiren, "Ya benimsin ya toprağın" dedirten "acı veren" aşklarla, obsesif kompulsif bozukluğun kimyasal profilleri birbirine çok yakın çıkmış! 
İki grupta da serotonin düzeyi "normal" insanlara göre yüzde 40 düşük! Yani kara sevda bir tür psikolojik bozukluk! 
İkinci tür, genellikle daha heyecansız, daha az yorucu, sakin, "Karıma 27 yıldır aşığım" türü sevdalarda ise başka bir kimyasal bulunmuş: Oksitosin. Bağlılık duygusunu arttıran bir hormon! Bazı hayvanlarda daha çok bulunduğu için bu hayvanlar tekeşli olurmuş. Örneğin çayır sıçanları! 
Eğer bilim adamlarının bu acımasız açıklamalarından keyfiniz kaçmadıysa, ve 14 Şubat hala size bir şey ifade ediyorsa, sevgilinize hediye almak için iki haftanız kaldı, hatırlatırım!

( bu sene oyuncak ayı yerine, tartışmalarınız esnasında sevdiceğinize en çok yakıştırdığınız hayvanları almanızı öneririm. pek bi ormantik çok bi manidar olur. misal; kızlar oyuncak öküz alsın, erkekler oyuncak yılan ! )

Kekilli ailesinden nefret ederim !

| 4 yorum
Yetenek sizsiniz! Aman efenim olur mu asıl sizsiniz!!

Tartışmaya bir son verelim, açıklıyorum: yetenek benim...

Neden mi ?

Hayata hep pozitif bakarım, misal bardağın hep dolu tarafını içerim. Hiç sevmem boş tarafını içmeyi, saçma bulurum.
Gündüzleri odamdan çıkarken ışığı kapatırım, tasarruf önemli bir şeydir buna inanırım.
Evimin perdeleri hep açıktır, evimin gün ışığından, gün ışığının evimden faydalanmasını isterim. Bu çok önemlidir. Valla. Doktortorların hangi eve girmemeleri gerektiğini bilmelerine yardımcı olurum, yardım severimdir. (Işık-girmek-doktor, e kur bağlantıyı artık yorma beni)
Çay demlenirken ben de demlenirim, keza empati kurmak pek bi gerekli, çok bi önemlidir.
Islık çalmak için parmaklarımı kullanmam, eşyaların çok fonksiyonel olmaları gerektiğine inanırım. İyi ki varsın düdüklü tencere.
Bıçak kullanarak meyve soymaktan nefret ederim, iki mum yakar, romantik bir müzik eşliğinde vahşi cazibemi kullanmayı yeğlerim.
Kendimden küçüklere şiddet uygulamam, çok ayıp. Nerde kendisinden küçük bir çocuğu döven başka bir çocuk görsem azını burnunu kırarım o çocuğun. Hiç tahammülüm yoktur böyle haksızlıklara.
Araba kullanırken gaza gelmem, arabamın da gelmesine izin vermem. Üç yıldır sıfır kilometrede.
Bayandan ya da doktordan temiz olmalarına kızarım arabaların. Bence doktorlar ve bayanlar daha çok yıkanmalı.
İlk okulda konuşanların tahtaya yazılmalarına kızarım, bence konuştukları yere yazılmalılar, tahta ilim irfan için kullanılmalı.
Yellenmenin doğal bir reaksiyon olduğunu düşünürüm, bu reaksiyona gülen insanların, o reaksiyon kadar akılları olmadığının ispatlanması gerektiğine inanırım. İsviçre’li bilim adamları bu konuyla ilgilenmeli.
Hangi atasözünün hangi ataya ait olduğunun açıklanması gerektiğini düşünürüm, emeğe saygı.
El değmeden hazırlanan gıdaların, onları üreten insanların göbeklerinde sekmediklerinin, tekmeleriyle yönlendirilmedikleri gösterilmeli. Hijyen tıpkı alt komşum Tijyen teyze kadar önemlidir hayatımda. Ne zaman yatağımda ki yaylar eskise gelir uyarır beni.
Nerde dilenci görsem para isterim, ötekileştirmeye karşıyımdır, o insanlar da bizimle aynı haklara sahiptirler. Neden para veren insanlar olmaktan mahrum bırakılsınlar ki, sorarım size.
Herkesin tuttuğu kendisine mantığından nefret ederim, paylaşımcı olmak önemlidir. Bi kısmı kendimize bir kısmı olmayana olmalıdır diye düşünürüm.
Dünya barışının sadece güzellik yarışmalarında dile getirilmesine kızarım, banka kuyruklarında da konuşulması ve dilenmesini isterim.
Hayat böyle daha  güzel olmaz mı ?
Yaşasın Daniel Guiza.....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Lanet olası | Kimsin sen

Fotoğrafım
Yay gibi eğri olaydım elde tutarlardı beni... Ok gibi doğru olaydım elden atarlardı beni...

Şeytanın ışığı seni buraya getirdi!

Ne istediğini biliyorum.

Sana bir muska vereceğim.

Kaderini değiştirecek.

Bunu takarken kimseyi becerme..

Yoksa ölürsün!


benlen ıletişime geç

akinsaglam@yahoo.com

Serseriler

sıkça okunanlar

bunlar iyi bunlar

 

bal dudaklarını yirim

üstad Andy Mckee

hastasıyım